Karl Marx'ın kapitalizm çözümlemesinin merkezinde emek vardır. Meta, değer, artı-değer, sömürü ve sermaye birikimi teorilerinin hemen tamamı, doğrudan veya dolaylı biçimde emek kavramına bağlanır. Bu nedenle Marx'ın iktisadi düşüncesinin en güçlü taraflarından biri emeği ekonomik analizin merkezine yerleştirmesidir.
Fakat tam da burada önemli bir teorik problem ortaya çıkar: Marx emek üzerine son derece ayrıntılı düşünmüş olmasına rağmen, çağdaş ekonomilerin gerektirdiği anlamda kapsamlı bir "emek türleri teorisi" geliştirmemiştir.
Elbette Marx'ın basit ve karmaşık emek, somut ve soyut emek, üretken ve üretken olmayan emek gibi önemli ayrımları vardır (Marx, 1867/1976). Dolayısıyla "Marksizm emeğin türlerini hiç ayırmamıştır" demek doğru olmaz. Burada ileri sürülmesi gereken daha hassas tez şudur:
Marksist değer teorisi, farklı emek biçimlerinin ekonomik değer üretimine niteliksel olarak nasıl farklı katkılarda bulunduğunu açıklayacak yeterince gelişmiş bir emek heterojenliği teorisine sahip değildir.
Bu eksiklik sanayi kapitalizmi döneminde görece daha az görünürken bilgi, teknoloji, biyoteknoloji ve yapay zekâ çağında çok daha önemli hâle gelmiştir.
Bir maden işçisinin bir saatlik emeği ile bir moleküler biyoloğun bir saatlik emeği aynı değildir.
Bir cerrahın, yazılım geliştiricinin, çiftçinin, öğretmenin, fabrika işçisinin ve araştırmacının emeği aynı zaman birimiyle ölçülebilir; fakat ekonomik ve toplumsal etkileri aynı değildir.
Burada mesele bir emeğin diğerinden ahlaken "daha değerli" olduğunu söylemek değildir.
Mesele analitiktir.
Farklı emek türleri;
farklı bilgi stokları,
farklı eğitim süreleri,
farklı fiziksel kapasiteler,
farklı yaratıcılık düzeyleri,
farklı riskler,
farklı teknolojik kaldıraçlar
ile üretime katılır.
Dolayısıyla "bir saat emek" ekonomik olarak homojen bir üretim girdisi değildir.
Farkındaydı.
Marx, Kapital'de "basit ortalama emek" ile daha karmaşık veya vasıflı emek arasında ayrım yapar ve karmaşık emeğin basit emeğin katları şeklinde değerlendirilebileceğini belirtir (Marx, 1867/1976).
Sorun tam burada başlar.
Karmaşık emeğin basit emeğin kaç katı olduğu nasıl belirlenecektir?
Piyasa ücretleri üzerinden belirlenirse açıklama döngüsel hâle gelebilir. Çünkü değer teorisini emek üzerinden açıklamaya çalışırken, farklı emeklerin değerini zaten açıklanması gereken piyasa ilişkileri üzerinden belirlemiş oluruz.
Daha önemlisi, çağdaş ekonomilerde farklılık yalnızca "vasıf derecesi" değildir.
Emek artık farklı ekonomik işlevler üstlenmektedir.
İlk kategori fiziksel emektir.
Madencilik, inşaat, tarım, lojistik ve sanayi üretiminin önemli bölümü fiziksel emeğe dayanır.
Bu emek türünde insan organizmasının enerji harcaması doğrudan üretim sürecine katılmaktadır.
Sanayi kapitalizminin klasik işçi figürü büyük ölçüde bu kategoriye aittir.
Fakat modern ekonomi bunun çok ötesine geçmiştir.
İkinci kategori bilişsel emektir.
Mühendis,
doktor,
hukukçu,
yazılımcı,
analist
ve benzeri mesleklerde temel üretim girdisi kas gücünden ziyade bilgi işleme kapasitesidir.
Burada çalışma süresi hâlâ önemlidir; fakat üretilen ekonomik değer yalnızca çalışma saatinin fonksiyonu değildir.
Üçüncü ve özellikle önemli kategori bilimsel emektir.
Bir araştırmacı yıllarca sonuç vermeyen deneyler yapabilir.
Sonra tek bir keşif gerçekleştirir ve bu keşif milyarlarca dolarlık ekonomik faaliyet yaratabilir.
PCR teknolojisinin arkasındaki bilimsel bilgi veya CRISPR-Cas sistemlerinin biyoteknolojiye etkisi düşünüldüğünde, bilimsel emeğin ekonomik etkisinin çalışma süresiyle doğrusal olmadığı açıkça görülmektedir.
Burada emek ile değer arasında yeni bir değişken ortaya çıkar:
bilgi.
Dördüncü kategori yaratıcı emektir.
Bir roman,
bir tasarım,
bir algoritma,
bir beste,
bir marka,
bir mühendislik çözümü
çok kısa sürede oluşturulabilir fakat yıllarca ekonomik değer üretebilir.
Yaratıcı emeğin temel özelliği çıktının emek zamanıyla doğrusal ilişkisinin son derece zayıf olmasıdır.
Bir insan bin saat çalışıp başarısız olabilir.
Başka biri birkaç saat içinde olağanüstü değer taşıyan bir fikir geliştirebilir.
Bu, emek-zaman merkezli değer teorileri açısından ciddi bir problemdir.
Marksist geleneğin sonraki gelişmelerinin önemli katkılarından biri, klasik üretim analizlerinde görünmez kalan bakım ve yeniden üretim emeğini gündeme getirmesidir.
Çocuk bakımı,
yaşlı bakımı,
ev içi emek,
duygusal bakım
piyasada fiyatlandırılmasa bile ekonomik sistemin devamlılığı açısından vazgeçilmezdir.
Feminist Marksist literatür özellikle bu noktada klasik Marksizmin sınırlarını önemli ölçüde genişletmiştir.
Dolayısıyla sorun Marx'ta bırakılmamalıdır; Marksist düşüncenin kendisi de zaman içinde emek kavramını çeşitlendirmiştir.
Başka bir kategori de risk içeren emektir.
Madenci,
itfaiyeci,
yüksek gerilim hattı teknisyeni,
tehlikeli kimyasallarla çalışan laboratuvar personeli
aynı çalışma süresi içinde diğer çalışanlardan çok farklı fiziksel risklere maruz kalabilir.
Dolayısıyla çalışma süresinin eşitliği, emeğin maliyetinin eşitliği anlamına gelmez.
Marksist analiz açısından daha tartışmalı kategori girişimci emeğidir.
Kapitalistin sermaye sahibi olması ile işletme yönetmek için fiilen çalışması birbirinden ayrılmalıdır.
Sermaye mülkiyetinden kaynaklanan gelir ile;
organizasyon,
risk değerlendirmesi,
yenilik geliştirme,
koordinasyon
ve karar verme faaliyetlerinden kaynaklanan emek aynı değildir.
Bir şirket sahibinin yalnızca mülkiyet nedeniyle elde ettiği gelir ile şirkette fiilen gerçekleştirdiği yönetsel emeğin karşılığını analitik olarak birbirinden ayırmak gerekir.
Aksi hâlde sermaye geliri eleştirisi ile yönetsel emeğin ekonomik işlevi birbirine karışır.
yüzyıl ise daha da ilginç bir kategori ortaya çıkarmıştır:
dijital emek.
İnsanlar sosyal medya platformlarında içerik üretirken, arama yaparken, ürün değerlendirirken ve çevrim içi etkileşimde bulunurken ekonomik değeri bulunan veri üretmektedir.
Bu faaliyetlerin önemli bölümü klasik anlamda ücretli çalışma değildir.
Fakat platform şirketlerinin ekonomik modellerinin temel girdilerinden birini oluşturabilir.
Dolayısıyla modern kapitalizmde insan yalnızca çalışırken değil, bazı durumlarda davranırken de ekonomik değer üretmektedir.
Yapay zekâ ise emek teorisini daha temel bir sorunla karşı karşıya bırakmaktadır.
Bir yapay zekâ sistemi;
metin üretebilir,
kod yazabilir,
görüntü analiz edebilir,
tasarım seçenekleri oluşturabilir,
veri analiz edebilir.
Ortaya ekonomik değeri bulunan bir çıktı çıkmaktadır.
Fakat klasik anlamda insan emeği, çıktının üretildiği anda doğrudan mevcut olmayabilir.
Elbette sistemin arkasında araştırmacıların, veri üreticilerinin, mühendislerin, enerji altyapısının ve sermayenin birikmiş katkısı bulunmaktadır. Yine de üretim sürecinin giderek otomatikleşmesi, değer ile güncel insan çalışma zamanı arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu mesele yalnızca Marksizm açısından değil, bütün değer teorileri açısından önemlidir.
Dolayısıyla çağdaş siyasal iktisat emeği tek bir değişken olarak ele almak yerine çok boyutlu bir yapı olarak modellemelidir.
En azından;
fiziksel emek, bilişsel emek, bilimsel emek, yaratıcı emek, bakım emeği, yönetsel emek, risk emeği ve dijital emek
arasında analitik ayrımlar yapılmalıdır.
Bunlara eğitim süresi, uzmanlık, fiziksel yük, risk, yaratıcılık, bilgi üretme kapasitesi ve teknolojik kaldıraç gibi değişkenler eklenebilir.
Böylece emek yalnızca saat üzerinden değil, nitelikleri üzerinden de analiz edilebilir.
Bütün bunlar Marx'ın emek analizinin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine Marx'ın büyük başarısı, kapitalist üretim ilişkilerinin arkasındaki emek-sermaye ilişkisini görünür hâle getirmesidir.
Ancak 19. yüzyılın sanayi kapitalizmini açıklamak için geliştirilmiş kategorilerin 21. yüzyılın biyoteknoloji, yazılım, robotik ve yapay zekâ ekonomisini hiçbir değişiklik yapılmadan açıklamasını beklemek doğru değildir.
Marx'ın yöntemine sadık kalmanın yolu, Marx'ın bütün kategorilerini değişmez kabul etmek olmayabilir.
Belki de tam tersine, üretim ilişkileri değiştiğinde teoriyi de yeniden üretmektir.
Marksizmin çağdaş iktisat karşısındaki önemli teorik zayıflıklarından biri, emeğin heterojenliğini yeterince ayrıntılı biçimde değer teorisinin merkezine yerleştirememesidir.
Bir saatlik fiziksel emek ile bir saatlik bilimsel araştırmayı yalnızca zaman üzerinden karşılaştırmak yetersizdir.
Aynı şekilde bakım emeğini, yaratıcı emeği, riskli emeği ve dijital emeği tek bir soyut emek kategorisine indirgemek çağdaş ekonominin karmaşıklığını açıklamakta zorlanır.
Bu nedenle 21. yüzyılın emek teorisinin temel sorusu artık yalnızca:
"Bir metanın üretimi için kaç saat emek gerekti?"
olmamalıdır.
Bunun yanında şunu da sormalıdır:
"Hangi tür emek, hangi bilgi birikimiyle, hangi risk altında, hangi toplumsal koşullarda ve hangi teknolojik kaldıraçla hangi değeri üretti?"
Marx emeği iktisadın merkezine yerleştirdi.
Bugünün görevi ise belki de bir sonraki adımı atmaktır:
Emeği kendi içinde ayrıştırmak.
Çünkü emek homojen değildir; dolayısıyla emeği merkeze alan hiçbir çağdaş değer teorisi, emeğin türleri meselesini ikincil bir konu olarak bırakamaz.
Marx, K. (1976). Capital: A critique of political economy: Volume I (B. Fowkes, Trans.). Penguin Books. (Original work published 1867).
Marx, K. (1978). Capital: A critique of political economy: Volume II (D. Fernbach, Trans.). Penguin Books. (Original work published 1885).
Marx, K. (1981). Capital: A critique of political economy: Volume III (D. Fernbach, Trans.). Penguin Books. (Original work published 1894).
Adem Bilgin