Makale


Trump Kapitalizminin Ötekisi Olmak

Kapitalizm tarih boyunca yalnızca sermaye birikimiyle değil, aynı zamanda "öteki" üreterek de gelişmiştir. Sanayi devriminin ilk dönemlerinde bu öteki çoğu zaman sömürgelerde yaşayan halklardı. 20. yüzyılda ideolojik rakiplerdi. Küreselleşme döneminde ise ucuz emek gücüne sahip ülkeler hem üretim ortağı hem de ekonomik tehdit olarak tanımlandı. Bugün ise dünya yeni bir dönüşüm yaşamaktadır.

Özellikle Donald Trump döneminde belirginleşen ekonomi politikaları, küresel kapitalizmin yeni bir evresini görünür hâle getirmiştir. Gümrük tarifeleri, stratejik sektörlerin ülkeye geri çekilmesi, kritik teknolojilerin millîleştirilmesi ve ekonomik güvenlik söylemi yalnızca ticaret politikalarını değil, uluslararası siyasetin dilini de değiştirmiştir.

Bu nedenle "Trump kapitalizmi" yalnızca belirli bir ekonomi programı değil; ekonomik rekabeti ulusal kimlik, güvenlik ve jeopolitik güç ekseninde yeniden tanımlayan bir siyasal iktisat yaklaşımı olarak değerlendirilebilir.

Ancak burada daha derin bir soru ortaya çıkmaktadır.

Gerçekten değişen kapitalizmin kendisi midir?

Yoksa yalnızca kapitalizmin coğrafi merkezi mi değişmektedir?

Sermayenin Bayrağı Değişebilir; Mantığı Aynı Kalabilir

Küresel kapitalizm uzun yıllar boyunca üretimi düşük maliyetli ülkelere taşıdı.

Emek, uluslararası rekabetin maliyet unsuru hâline geldi.

Bugün ise korumacı ekonomi politikalarıyla birlikte üretimin yeniden ulusal sınırlar içine çekilmesi savunulmaktadır.

İlk bakışta bu iki model birbirinin karşıtı gibi görünmektedir.

Oysa her ikisinin ortak bir noktası vardır.

Her ikisi de üretim süreçlerini büyük ölçüde sermaye birikimi mantığı çerçevesinde değerlendirmektedir.

Birinde sermaye küreselleşmektedir.

Diğerinde sermaye ulusallaşmaktadır.

Ancak emek çoğu zaman her iki modelde de maliyet kalemi olarak görülmeye devam etmektedir.

Yeni Öteki Kimdir?

Trump kapitalizminin en belirgin özelliklerinden biri ekonomik rekabeti jeopolitik rekabetle bütünleştirmesidir.

Bu yaklaşımda öteki yalnızca askerî rakip değildir.

Ticaret ortağı da olabilir.

Teknoloji üreticisi de olabilir.

Göçmen de olabilir.

Yabancı yatırımcı da olabilir.

Küresel tedarik zincirinin herhangi bir halkası da olabilir.

Ekonomik ilişkiler giderek güvenlik politikalarının uzantısı hâline geldikçe, "öteki" kavramı da ekonomik rekabet üzerinden yeniden üretilmektedir.

Ancak siyasal iktisat açısından daha önemli olan soru şudur:

Bu rekabetin bedelini kim ödemektedir?

Çoğu zaman bu bedel, sınırların her iki tarafındaki emekçiler tarafından ödenmektedir.

Sermaye Küresel de Olsa Ulusal da Olsa

Sermayenin milliyeti tek başına emek-sermaye ilişkisini değiştirmez.

Şirket yerli olabilir.

Çok uluslu olabilir.

Devlet destekli olabilir.

Özel sermaye olabilir.

Ancak çalışma hayatı;

üzerine kuruluyorsa, çalışan açısından sermayenin pasaportunun günlük yaşam üzerindeki etkisi sınırlı kalabilir.

Bu nedenle gerçek tartışma, sermayenin hangi ülkeye ait olduğu değil; üretilen değerin nasıl paylaşıldığıdır.

Dijital Çağın Yeni Emek Sorunu

Yapay zekâ, platform ekonomisi ve algoritmik yönetim, emek-sermaye ilişkisini yeni bir boyuta taşımaktadır.

Artık çalışanlar yalnızca fiziksel emekleriyle değil;

de ekonomik değer üretmektedir.

Buna karşılık iş güvencesi, mahremiyet, çalışma koşulları ve algoritmik kararların denetlenmesi gibi konular giderek daha fazla önem kazanmaktadır.

  1. yüzyılın emek mücadelesi yalnızca ücret pazarlığı değil; aynı zamanda dijital haklar mücadelesidir.

Gerçek Ölçüt: İnsan Onuru

Bir ekonomik modelin başarısı yalnızca büyüme oranlarıyla veya borsa endeksleriyle ölçülemez.

Asıl soru şudur:

İnsan onurunu ne kadar koruyor?

Çalışanların haklarını ne kadar güvence altına alıyor?

Düşünce ve ifade özgürlüğünü ne kadar destekliyor?

Örgütlenme hakkını ne kadar güvence altına alıyor?

Özel hayatın gizliliğini ne kadar koruyor?

Ekonomik kalkınma, bireyin temel hak ve özgürlüklerini güçlendirmediği sürece eksik kalacaktır.

Sonuç

Trump kapitalizmi, küresel kapitalizmin karşıtı olmaktan çok, onun farklı bir siyasal ve jeopolitik yorumunu temsil etmektedir.

Birinde sermaye küresel ölçekte hareket eder.

Diğerinde sermaye ulusal sınırlar içinde güçlendirilmeye çalışılır.

Ancak hangi model benimsenirse benimsensin, unutulmaması gereken temel ilke şudur:

Ekonomi, insan için vardır; insan ekonomi için değil.

Bu nedenle 21. yüzyılın en önemli siyasal iktisat tartışması, sermayenin milliyetini belirlemek değil; emeğin onurunu, çalışma hakkını, örgütlenme özgürlüğünü, kişisel hak ve hürriyetleri ve hukuk güvencesini nasıl güçlendireceğimizi tartışmaktır.

Gerçek refah, yalnızca sermayenin büyümesiyle değil; üretilen değerin adil paylaşılması, bireyin temel haklarının korunması ve her insanın ekonomik hayata özgür, eşit ve onurlu biçimde katılabilmesiyle mümkündür.

Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği, yalnızca sahip olduğu sermaye değil; özgür bireyleri, güvenceli emek piyasası ve hukukun koruduğu insan onurudur.



Adem Bilgin



Okunma Sayısı: 97

216.73.216.45

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Whatsapp  Destek
Whatsapp Destek