Makale


Sosyalizmin ve Kapitalizmin Ekolojik Eleştirisi

Sosyalizmin ve Kapitalizmin Ekolojik Eleştirisi

Sorun Mülkiyet Rejimi mi, Kalkınma Paradigması mı?

Yaklaşık iki yüzyıldır dünya siyasetinin en temel tartışmalarından biri kapitalizm ile sosyalizm arasındaki ideolojik rekabettir. Bir tarafta özel mülkiyet ve piyasa ekonomisini esas alan kapitalist sistemler; diğer tarafta üretim araçlarının kamusal mülkiyetini veya kolektif denetimini savunan sosyalist modeller bulunmaktadır.

Bu iki sistem, gelir dağılımı, sınıf ilişkileri, devletin rolü ve piyasa mekanizmaları bakımından önemli farklılıklar taşımaktadır.

Ancak 21. yüzyılda insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük krizlerden biri olan ekolojik kriz, bu klasik ayrımın ötesinde daha temel bir soruyu gündeme getirmektedir:

Sorun gerçekten mülkiyet rejimi midir, yoksa kalkınmayı tanımlama biçimimiz midir?

Büyüme Paradigmasının Ortaklığı

Kapitalizm ile sosyalizm tarih boyunca birbirlerinin alternatifi olarak sunulmuştur.

Ancak ekonomik başarıyı tanımlama biçimleri incelendiğinde dikkat çekici bir ortaklık görülmektedir.

Her iki sistem de uzun yıllar boyunca ekonomik başarının temel göstergelerini;

üzerinden değerlendirmiştir.

Kapitalist sistem bunu piyasa rekabeti ve sermaye birikimi aracılığıyla gerçekleştirmeye çalışırken, sosyalist planlama modelleri bunu merkezi planlama ve kamu yatırımları yoluyla gerçekleştirmeyi hedeflemiştir.

Araçlar farklıdır.

Ancak hedef çoğu zaman benzerdir:

Sürekli maddi büyüme.

Sonlu Bir Gezegende Sonsuz Büyüme

İşte ekolojik ekonomi tam da bu noktada klasik iktisattan ayrılmaktadır.

İnsan ekonomisi kapalı bir matematiksel sistem değildir.

Ekonomi, biyosfer içerisinde faaliyet gösteren açık bir biyofiziksel alt sistemdir (Daly & Farley, 2011).

Enerji,

madde,

su,

toprak,

biyolojik çeşitlilik

ve ekosistem hizmetleri olmadan ekonomik faaliyet sürdürülemez.

Dolayısıyla ekonomik büyüme, yalnızca finansal sermayenin değil, aynı zamanda doğal sermayenin de kullanımına dayanır.

Burada temel çelişki ortaya çıkmaktadır.

Biyofiziksel sınırları olan sonlu bir gezegende, ekonomik başarının temel ölçütünü sürekli maddi büyüme ve sermaye birikimi olarak tanımlayan sistemler, hangi ideolojik çerçevede örgütlenmiş olurlarsa olsunlar, yeterli ekolojik sınırlar oluşturulmadığı sürece biyosfer üzerinde sistematik baskı üretme eğilimindedir.

Sorun yalnızca mülkiyet rejimi değildir.

Sorun, doğayı ekonomik üretimin sınırsız girdisi olarak gören kalkınma anlayışıdır.

Doğa: Kaynak mı, Yaşam Sistemi mi?

Hem klasik kapitalist hem de klasik sosyalist kalkınma yaklaşımlarında doğa çoğu zaman üretimin girdisi olarak ele alınmıştır.

Orman kerestedir.

Nehir hidroelektrik potansiyelidir.

Toprak üretim faktörüdür.

Maden ekonomik rezervdir.

Bu yaklaşımın ortak özelliği, doğanın kendi başına bir değer taşıyan yaşam sistemi olmaktan ziyade ekonomik üretime hizmet eden bir araç olarak değerlendirilmesidir.

Oysa çağdaş ekoloji, doğanın yalnızca kaynak deposu olmadığını göstermektedir.

Ekosistemler;

Bu işlevler ekonomik üretimin ön koşullarıdır; üretimin yan ürünü değildir.

Ekolojik Kör Nokta

Kapitalist ekonomi, çevresel etkileri çoğu zaman dışsallık olarak ele almıştır.

Klasik sosyalist planlama ise üretim hedeflerini çoğu zaman ağır sanayi ve yüksek çıktı üzerinden tanımlamıştır.

Her iki yaklaşım da farklı nedenlerle ekolojik sınırları ikincil plana itebilmiştir.

Dolayısıyla ekolojik kriz, yalnızca belirli bir ekonomik sistemin başarısızlığı olarak değil, doğaya ilişkin ortak bir ontolojik varsayımın sonucu olarak da okunabilir.

Bu varsayım şudur:

İnsan ekonomisi doğaya hükmedebilir.

Ekolojik ekonomi ise bunun yerine şu önermeyi ortaya koymaktadır:

İnsan ekonomisi doğanın içinde faaliyet gösterir ve biyofiziksel sınırlarını aşamaz.

Yeni Bir Başarı Ölçütü

Eğer ekonomik başarı yalnızca Gayrisafi Yurt İçi Hasıla ile ölçülmeye devam ederse, doğal sermayenin tükenmesi görünmez kalacaktır.

Bu nedenle geleceğin ekonomi politikaları yalnızca üretim miktarını değil;

de başarı göstergesi olarak kabul etmek zorundadır.

Ekonomik sistemler ancak bu ölçütlerle değerlendirildiğinde gerçekten sürdürülebilir hâle gelebilir.

Ekolojik Ekonomi: Üçüncü Bir Paradigma

Ekolojik ekonomi ne klasik kapitalizmin çevresel bir düzeltmesidir ne de klasik sosyalizmin yeşil bir versiyonudur.

Ekolojik ekonomi, ekonominin ontolojik konumunu yeniden tanımlar.

Ekonomi biyosferin alt sistemidir.

Doğal sermaye, üretilmiş sermayenin alternatifi değil, ön koşuludur.

Büyüme amaç değil; belirli biyofiziksel sınırlar içinde değerlendirilmesi gereken bir araçtır.

Bu nedenle temel soru artık "üretimi nasıl artıracağız?" değil, "biyosferin taşıma kapasitesini aşmadan nasıl refah üreteceğiz?" olmalıdır.

Sonuç

Kapitalizm ile sosyalizm arasındaki tarihsel tartışma, 19. ve 20. yüzyılın temel siyasal iktisat eksenini oluşturmuştur.

Ancak 21. yüzyılın belirleyici sorusu farklıdır.

Sorun yalnızca üretim araçlarının kime ait olduğu değildir.

Sorun, ekonomik sistemlerin doğayı nasıl kavramsallaştırdığıdır.

Doğa yalnızca üretimin hammaddesi olarak görüldüğü sürece, mülkiyetin özel ya da kamusal olması tek başına ekolojik sürdürülebilirliği garanti etmez.

Gerçek paradigma değişimi, sermayenin sahibini değiştirmekten önce, kalkınmanın anlamını değiştirmekle başlayacaktır.

Çünkü insanlık, sonsuz büyüme hedeflerini sonlu bir biyosfer üzerinde gerçekleştirmeye çalıştığı sürece, ideolojiler değişse bile ekolojik kriz varlığını sürdürecektir.

Belki de 21. yüzyılın en önemli siyasal iktisat sorusu artık "Kapitalizm mi, sosyalizm mi?" değildir.

Asıl soru şudur:

Doğayı ekonomik büyümenin hizmetindeki bir araç olarak mı görmeye devam edeceğiz, yoksa ekonomiyi biyosferin sınırları içinde yeniden tasarlayan ekolojik bir uygarlık mı inşa edeceğiz?



Adem Bilgin



Okunma Sayısı: 162

216.73.216.45

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Whatsapp  Destek
Whatsapp Destek