İklim değişikliği uzun yıllar boyunca sürdürülebilir finansın temel ekseni olarak görülmüştür. Yeşil tahviller, karbon piyasaları, iklim risklerinin finansal raporlamaya dâhil edilmesi ve düşük karbonlu yatırımlar, küresel finans sisteminin dönüşümünde önemli rol oynamıştır. Ancak son birkaç yıl içerisinde uluslararası çevre yönetişiminde dikkat çekici bir paradigma değişimi yaşanmaktadır. Finans sektörü artık yalnızca iklim riskleriyle değil, biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşüyle ilişkili finansal risklerle de yüzleşmektedir.
Bu dönüşümün temelinde, biyolojik çeşitlilik kaybının yalnızca çevresel bir sorun olmadığı; aynı zamanda makroekonomik istikrarı, finansal sistemlerin dayanıklılığını ve uzun vadeli yatırım getirilerini etkileyen sistemik bir risk olduğu anlayışı bulunmaktadır (IPBES, 2024).
Bu nedenle günümüzde "mainstreaming biodiversity" yani biyoçeşitliliğin anakımlaştırılması, yalnızca çevre bakanlıklarının değil; merkez bankalarının, yatırım fonlarının, kalkınma bankalarının, ticari bankaların ve sermaye piyasalarının da temel gündem maddelerinden biri hâline gelmiştir.
Biyoçeşitliliğin anakımlaştırılması fikri yeni değildir. Kavram ilk kez 1990'lı yıllarda biyolojik çeşitliliğin tarım, ormancılık ve balıkçılık politikalarına entegrasyonu bağlamında tartışılmıştır. Ancak günümüzde kavram çok daha geniş bir anlam kazanmıştır.
Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi'nin 14. Hedefi, biyoçeşitliliğin kamu politikalarına, stratejik planlamaya, çevresel değerlendirme süreçlerine ve özellikle mali ve finansal akışlara entegre edilmesini açıkça öngörmektedir (CBD, 2022).
Bu yaklaşım, çevresel etkilerin yatırım kararlarından sonra değerlendirilen bir unsur olmaktan çıkıp, yatırım kararlarının kurucu değişkenlerinden biri hâline gelmesini ifade etmektedir.
Uzun yıllar boyunca finans sektörü biyolojik çeşitliliği dolaylı bir çevre konusu olarak değerlendirmiştir. Oysa günümüzde finansal kuruluşlar açısından üç temel risk türü öne çıkmaktadır:
Fiziksel riskler: Ekosistem bozulmasının tarım, ormancılık, su kaynakları ve tedarik zincirleri üzerindeki etkileri.
Geçiş riskleri: Yeni çevre mevzuatı, korunan alan politikaları, karbon ve doğa düzenlemeleri nedeniyle varlık değerlerinde meydana gelebilecek değişimler.
İtibar ve hukuki riskler: Biyoçeşitlilik kaybına katkı sağlayan yatırımlar nedeniyle ortaya çıkabilecek dava süreçleri ve yatırımcı baskısı.
IPBES'in Dönüştürücü Değişim Değerlendirmesi, biyolojik çeşitlilik kaybının temel itici güçleri arasında üretim ve tüketim kalıpları ile finansal teşvik sistemlerini de saymaktadır (IPBES, 2024). Bu nedenle finans sektörü yalnızca riskten etkilenen değil, aynı zamanda dönüşümü yönlendirebilecek aktörlerden biridir.
Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, finans sektörünü ilk kez bu kadar açık biçimde küresel biyoçeşitlilik yönetişiminin merkezine yerleştirmiştir.
Hedef 14, biyoçeşitlilik değerlerinin kamu politikalarına, ulusal muhasebe sistemlerine, planlama süreçlerine ve özellikle kamu ve özel finansal akışlara entegre edilmesini istemektedir. Bu hedef, yatırım kararlarının yalnızca ekonomik getiriye göre değil, doğa üzerindeki etkilerine göre de değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Hedef 15, büyük şirketler ve finansal kuruluşlardan;
biyoçeşitliliğe bağımlılıklarını,
biyoçeşitlilik üzerindeki etkilerini,
doğa kaynaklı finansal risklerini,
tedarik zinciri etkilerini
düzenli olarak değerlendirmelerini ve kamuoyuna açıklamalarını istemektedir. Bu yaklaşım, iklim alanındaki finansal açıklama standartlarının biyolojik çeşitlilik alanına genişletilmesi anlamına gelmektedir.
Hedef 19 ise 2030 yılına kadar biyolojik çeşitlilik için yıllık en az 200 milyar ABD doları düzeyinde finansmanın harekete geçirilmesini ve kamu ile özel sektör finansmanının birlikte çalışmasını öngörmektedir.
IPBES'in son değerlendirmeleri, biyolojik çeşitlilik krizinin yalnızca arazi kullanımından veya kirlilikten kaynaklanmadığını; finansal teşviklerin ve yatırım modellerinin de temel itici güçler arasında bulunduğunu vurgulamaktadır.
Bu nedenle "transformative change" yalnızca çevresel teknolojiler geliştirmek anlamına gelmemektedir.
Asıl dönüşüm;
yatırım kriterlerinin,
kredi değerlendirme süreçlerinin,
sigortacılık modellerinin,
sermaye tahsis mekanizmalarının
yeniden tasarlanmasını gerektirmektedir.
World Bank ve Global Environment Facility son yıllarda biyolojik çeşitlilik finansmanını kalkınma politikalarının ayrılmaz bir unsuru olarak ele almaktadır.
Özellikle Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi Fonu (GBFF), Kunming-Montreal hedeflerinin uygulanmasını desteklemek amacıyla GEF bünyesinde oluşturulmuştur. Bunun yanında Dünya Bankası, doğal sermaye muhasebesi, doğa pozitif yatırımlar ve biyolojik çeşitlilik dostu altyapı yatırımları konusunda ülkeleri desteklemektedir.
İklim alanında TCFD'nin oynadığı rolü, biyolojik çeşitlilik alanında giderek Taskforce on Nature-related Financial Disclosures üstlenmektedir.
TNFD çerçevesi; finansal kuruluşların ve şirketlerin doğaya bağımlılıklarını, doğa üzerindeki etkilerini ve bunlardan kaynaklanan finansal riskleri sistematik biçimde raporlamasını amaçlamaktadır.
2024 itibarıyla yüzlerce finansal kuruluş TNFD tavsiyelerini benimsemeye başlamış olup, bu eğilim biyolojik çeşitlilik raporlamasının küresel finans piyasalarında standart uygulama hâline gelmeye başladığını göstermektedir.
Türkiye'de biyoçeşitliliğin finans sektörüne entegrasyonu henüz başlangıç aşamasındadır. Ancak Kunming-Montreal Çerçevesi'nin uygulanması bakımından aşağıdaki adımlar değerlendirilebilir:
Bankaların kredi süreçlerinde biyoçeşitlilik risk değerlendirmesi yapılması.
Sermaye Piyasası Kurulu tarafından doğa ilişkili açıklama standartlarının geliştirilmesi.
Kamu bankalarının doğa pozitif yatırım kriterleri oluşturması.
Kalkınma bankalarının restorasyon ve doğal sermaye yatırımlarına yönelik finansman araçlarını genişletmesi.
Doğal sermaye muhasebesinin kamu yatırım kararlarına entegre edilmesi.
TNFD yaklaşımıyla uyumlu ulusal rehberlerin hazırlanması.
Biyoçeşitliliğin anakımlaştırılması artık yalnızca çevre politikalarının bir hedefi değildir; finansal sistemin yeniden tasarlanmasına yönelik küresel bir dönüşüm programıdır.
Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, IPBES değerlendirmeleri, Dünya Bankası'nın doğal sermaye yaklaşımı ve TNFD girişimi aynı ortak mesajı vermektedir:
Doğayı korumak için yalnızca korunan alanları artırmak yeterli değildir. Sermayenin yönünü de değiştirmek gerekir.
Bu nedenle geleceğin finans sektörü yalnızca finansal getiriyi değil, doğal sermayenin korunmasını ve ekosistem dayanıklılığını da yatırım performansının ayrılmaz bir bileşeni olarak değerlendirmek zorunda kalacaktır. Biyoçeşitliliğin finans sektöründe anakımlaştırılması, çevresel bir tercih değil; 21. yüzyılın finansal istikrar ve sürdürülebilir kalkınma gündeminin temel unsurlarından biridir.
Adem Bilgin