Makale


Kapitalizmin Totemleri: Hür Müteşebbis, Karlılık, Üretim Verimliliği ve Çevrenin Dışsallığı

Kapitalizmin Totemleri: Hür Müteşebbis, Karlılık, Üretim Verimliliği ve Çevrenin Dışsallığı

Ekonomik sistemler yalnızca kurumlar, piyasalar ve hukuk kuralları üzerine kurulmaz. Aynı zamanda sorgulanmadan kabul edilen kavramlar, varsayımlar ve düşünsel ön kabuller üzerine de inşa edilir. Antropolojide "totem", bir topluluğun kimliğini oluşturan ve sorgulanması neredeyse tabu hâline gelen sembolleri ifade eder. Benzer şekilde modern kapitalizmin de eleştirel süzgeçten geçirilmeden benimsenen bazı temel kavramları vardır.

Bunlar çoğu zaman ekonomik gerçekler değil, ekonomik dogmalar gibi işlev görür.

Bu yazıda bu dogmalardan dördünü tartışmak istiyorum: hür müteşebbis, kârlılık, üretim verimliliği ve çevrenin dışsallık olarak görülmesi.

Birinci Totem: Hür Müteşebbis

Modern iktisat öğretisinde hür müteşebbis, ekonomik kalkınmanın temel aktörü olarak sunulur. Risk alan, yatırım yapan, istihdam oluşturan ve yenilik geliştiren girişimci ekonomik büyümenin motoru kabul edilir.

Şüphesiz girişimcilik ekonomik gelişme açısından önemli bir işleve sahiptir.

Ancak sorun, bu kavramın çoğu zaman kamusal sorumluluk ve toplumsal maliyetlerden bağımsız düşünülmesidir.

Gerçekten özgür olan kimdir?

Yatırımcı mı?

Yoksa yatırımın çevresel ve toplumsal sonuçlarına katlanmak zorunda kalan toplum mu?

Bir fabrikanın ekonomik faaliyeti yalnızca şirket ile müşteri arasında gerçekleşmez.

Su kaynaklarını etkiler.

Hava kalitesini etkiler.

Toprak kullanımını etkiler.

Yerel ekonomiyi etkiler.

Dolayısıyla "hür müteşebbis" kavramı, "sorumlu müteşebbis" kavramıyla birlikte düşünülmediğinde eksik kalmaktadır.

İkinci Totem: Kârlılık

Kapitalist işletme teorisinde şirket başarısının temel göstergesi çoğu zaman kârlılıktır.

Yönetim biliminde yatırım kararları;

gibi finansal göstergeler üzerinden değerlendirilmektedir.

Ancak şu soru yeterince sorulmamaktadır:

Kâr kimin açısından hesaplanmaktadır?

Bir işletme finansal olarak son derece kârlı olabilir.

Fakat aynı faaliyet;

üretebilir.

Bu durumda özel kâr ile toplumsal maliyet arasındaki fark büyümektedir.

Dolayısıyla kârlılık, tek başına ekonomik başarının değil, yalnızca özel finansal performansın göstergesidir.

Üçüncü Totem: Üretim Verimliliği

Verimlilik modern ekonominin en çok kullanılan kavramlarından biridir.

Daha az girdiyle daha fazla çıktı üretmek çoğu zaman mutlak bir iyilik olarak sunulur.

Ancak verimlilik ölçümleri hangi girdileri dikkate almaktadır?

Çoğu zaman;

hesaplanmaktadır.

Buna karşılık;

gibi etkiler klasik verimlilik analizlerinin dışında kalabilmektedir.

Bu nedenle birçok üretim sistemi ekonomik açıdan verimli görünürken, ekolojik açıdan son derece maliyetli olabilir.

Sorun verimlilik kavramının kendisi değildir.

Sorun, neyin ölçüldüğü ve neyin ölçülmediğidir.

Dördüncü Totem: Çevrenin Dışsallık Olarak Görülmesi

Belki de en önemli varsayım budur.

Neoklasik iktisatta çevresel etkiler çoğu zaman "dışsallık" olarak tanımlanır.

Bu kavram teknik görünse de önemli bir felsefi varsayım içerir.

"Dışsallık" denildiğinde çevre, ekonomik sistemin dışında kalan bir unsur gibi konumlandırılır.

Oysa biyofiziksel gerçeklik bunun tersini göstermektedir.

Ekonomi doğanın içinde faaliyet gösterir.

Doğa ekonominin içinde faaliyet göstermez.

Enerji, su, toprak, mineraller ve biyolojik kaynaklar olmadan ekonomik üretim mümkün değildir.

Bu nedenle çevreyi dışsallık olarak görmek, ekonominin biyofiziksel temellerini kavramsal olarak görünmez hâle getirme riski taşır.

Çevre ekonomiye dışsal değildir.

Ekonomi, ekolojik sistemin alt sistemidir.

Totemlerden İlkeler Dünyasına

Her ekonomik sistem belirli varsayımlar üzerine kuruludur.

Bu varsayımların tartışılması, piyasa ekonomisini bütünüyle reddetmek anlamına gelmez.

Tam tersine, daha gerçekçi ve daha kapsamlı bir iktisat anlayışı geliştirebilmenin ön koşuludur.

Hür müteşebbis, toplumsal sorumlulukla birlikte düşünülmelidir.

Kârlılık, yalnızca özel bilançolarla değil, toplumsal maliyetlerle birlikte değerlendirilmelidir.

Verimlilik, yalnızca üretim miktarını değil, doğal sermayenin korunmasını da içermelidir.

Ve çevre, ekonominin dışında bir "dışsallık" değil; ekonomik faaliyetin gerçekleşmesini mümkün kılan temel yaşam sistemi olarak kabul edilmelidir.

Sonuç: Neden Ekolojik Ekonomi?

Kapitalizmin eleştirisi, girişimciliğin, üretimin veya piyasanın tamamen reddedilmesi anlamına gelmemektedir. Asıl mesele, ekonomik sistemin hangi kavramlar üzerine inşa edildiğidir.

Eğer hür müteşebbis yalnızca yatırım özgürlüğü üzerinden tanımlanıyor, toplumsal sorumluluk ikinci plana bırakılıyorsa;

eğer kârlılık yalnızca finansal bilançolar üzerinden ölçülüyor, doğal sermayenin kaybı muhasebeleştirilmiyorsa;

eğer üretim verimliliği yalnızca emek ve sermaye verimliliği olarak hesaplanıyor, ekolojik verimlilik dikkate alınmıyorsa;

ve eğer çevre hâlâ ekonomik sistemin "dışsallığı" olarak görülüyorsa,

ortaya çıkan kriz yalnızca çevre krizi değildir.

Bu aynı zamanda bir iktisat felsefesi krizidir.

İşte tam bu noktada ekolojik ekonomi, klasik iktisada yalnızca yeni çevre politikaları öneren bir yaklaşım değildir. Ekolojik ekonomi, ekonominin ontolojik temelini yeniden tanımlayan alternatif bir paradigma sunmaktadır.

Ekolojik ekonomiye göre ekonomi, kendi başına bağımsız bir sistem değildir. Ekonomi; biyosferin, doğal sermayenin ve ekosistemlerin içinde faaliyet gösteren bir alt sistemdir (Daly & Farley, 2011). Bu nedenle ekonomik başarı yalnızca büyüme oranlarıyla, şirket kârlılığıyla veya üretim hacmiyle ölçülemez. Aynı zamanda doğal sermayenin korunması, ekosistem işlevlerinin sürdürülebilirliği ve gelecek kuşakların yaşam kapasitesiyle birlikte değerlendirilmelidir.

Bu bakış açısı, kapitalizmin dört temel totemini de yeniden yorumlamaktadır.

Hür müteşebbis, doğaya ve topluma karşı sorumluluk taşıyan girişimciye dönüşür.

Kârlılık, yalnızca hissedarların değil, toplumun ve doğanın maliyetlerini de içeren gerçek ekonomik değere dönüşür.

Üretim verimliliği, doğal sermayeyi tüketmeyen ekolojik verimlilikle birlikte ele alınır.

Çevre ise ekonominin dışındaki bir değişken olmaktan çıkar; ekonomik sistemin varlık koşulu olarak kabul edilir.

Belki de 21. yüzyılın temel sorusu artık "Kapitalizm mi, sosyalizm mi?" değildir.

Daha temel soru şudur:

Ekonomi, doğanın efendisi olarak mı tasarlanacaktır; yoksa doğanın sınırları içinde işleyen bir yaşam sistemi olarak mı yeniden kurulacaktır?

Ekolojik ekonomi bu soruya ikinci cevabı vermektedir.

Çünkü insanlık, sınırsız büyüme hedefleri ile sınırlı bir biyosfer arasında yaşamaktadır. Bu nedenle geleceğin iktisadı, yalnızca daha fazla üretmeyi değil; doğal sermayeyi koruyarak refah üretmeyi öğrenmek zorundadır.

Belki de kapitalizmin gerçek alternatifi, başka bir sermaye biçimi değil; ekonomiyi yeniden biyosferin içine yerleştiren ekolojik ekonomi paradigmasıdır.



Adem Bilgin



Okunma Sayısı: 109

216.73.216.45

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Whatsapp  Destek
Whatsapp Destek