Makale


Siyaset Biliminde Pozitivizmin Eleştirisi

Modern siyaset bilimi büyük ölçüde pozitivist düşünce geleneğinin etkisi altında gelişmiştir. Özellikle 19. yüzyıldan itibaren toplumsal olayların da doğa olayları gibi gözlemlenebileceği, ölçülebileceği ve belirli yasalar çerçevesinde açıklanabileceği düşüncesi sosyal bilimler üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Bu yaklaşım siyaset biliminin kurumsallaşmasına önemli katkılar sağlamış olsa da zaman içerisinde ciddi eleştirilere maruz kalmıştır.

Bugün siyaset biliminin karşı karşıya olduğu temel sorulardan biri şudur:

Toplum gerçekten fiziksel bir sistem gibi incelenebilir mi?

Pozitivist yaklaşım bu soruya büyük ölçüde "evet" cevabı vermektedir. Buna göre siyasal davranışlar, seçim sonuçları, kurumsal yapılar ve toplumsal eğilimler sistematik gözlem ve veri analizi yoluyla açıklanabilir. Bu yaklaşımın sağladığı metodolojik disiplin sayesinde siyaset bilimi önemli ilerlemeler kaydetmiştir.

Ancak insan toplumları ile fiziksel sistemler arasında temel bir fark bulunmaktadır.

Atomlar teorileri okuyamaz.
Moleküller kendileri hakkında üretilen açıklamalara tepki vermez.
Gezegenler seçim kampanyalarından etkilenmez.

İnsanlar ise etkilenir.

Bir toplum hakkında geliştirilen teori, bizzat toplumun davranışlarını değiştirebilir. İnsanlar kendileri hakkındaki açıklamaları öğrenebilir, bunlara tepki verebilir ve davranışlarını değiştirebilirler. Bu nedenle siyasal gerçeklik, gözlemciden tamamen bağımsız bir nesne değildir.

Pozitivizme yöneltilen ilk büyük eleştirilerden biri tam da bu noktada ortaya çıkmıştır.

Siyaset yalnızca ölçülebilir davranışlardan oluşmaz. İnançlar, kimlikler, semboller, tarihsel hafıza, kültürel anlamlar ve kolektif duygular da siyasal süreçleri şekillendirir. Oysa bu unsurların önemli bir kısmı doğrudan ölçülebilir değildir.

Bir seçmenin neden oy verdiğini anlamak ile kaç kişinin oy verdiğini ölçmek aynı şey değildir.

Pozitivist yöntem ikinci soruda oldukça başarılı olabilir. Ancak ilk sorunun cevabı çoğu zaman tarih, kültür, psikoloji ve yorumlama süreçleriyle ilgilidir.

İkinci önemli eleştiri, pozitivizmin güç ilişkilerini yeterince sorgulamamasına yöneliktir.

Birçok pozitivist çalışma mevcut siyasal düzeni veri olarak kabul eder ve bu düzenin nasıl işlediğini açıklamaya çalışır. Ancak bazen asıl soru sistemin nasıl işlediği değil, neden o şekilde kurulduğudur.

Örneğin gelir eşitsizliği ölçülebilir bir olgudur. Fakat eşitsizliği üreten tarihsel ve ideolojik süreçleri anlamak yalnızca istatistiksel analizlerle mümkün olmayabilir. Benzer şekilde devlet kurumlarının işleyişini incelemek ile bu kurumların hangi güç ilişkileri sonucu ortaya çıktığını incelemek farklı araştırma perspektifleri gerektirir.

Bu nedenle özellikle eleştirel teori geleneği, pozitivizmin çoğu zaman mevcut düzeni sorgulamaktan çok betimlemeye yöneldiğini savunmuştur.

Üçüncü eleştiri ise değişim ve karmaşıklık meselesiyle ilgilidir.

Klasik pozitivist modeller çoğu zaman düzenli ve öngörülebilir sistemler varsayar. Oysa günümüz dünyası giderek daha karmaşık hâle gelmektedir. Dijital ağlar, sosyal medya, küresel bilgi akışları, yapay zekâ sistemleri ve çok katmanlı kimlik yapıları siyasal süreçleri doğrusal olmaktan çıkarmaktadır.

Bir sosyal medya paylaşımının küresel bir diplomatik krize dönüşebildiği bir çağda, siyasal sistemlerin mekanik modellerle açıklanması giderek zorlaşmaktadır.

Karmaşıklık teorisi, ağ teorisi ve sistem düşüncesi gibi yeni yaklaşımlar bu nedenle siyaset bilimine farklı bakış açıları kazandırmaktadır.

Ancak burada önemli bir noktayı vurgulamak gerekir:

Pozitivizmin eleştirisi, bilimin reddedilmesi anlamına gelmez.

Aksine, günümüzde birçok araştırmacı pozitivizmin güçlü yönlerini korurken sınırlılıklarını aşmaya çalışmaktadır. Nicel analizler, büyük veri çalışmaları ve istatistiksel yöntemler hâlâ siyaset biliminin vazgeçilmez araçlarıdır. Sorun bu yöntemlerin kullanılması değil, siyasal gerçekliğin yalnızca bu yöntemlerle açıklanabileceğinin varsayılmasıdır.

Çünkü siyaset hem ölçülebilen hem de yorumlanması gereken bir alandır.

Bir seçim sonucu sayılarla ifade edilebilir.
Fakat umut, korku, aidiyet ve kimlik duyguları yalnızca sayılardan ibaret değildir.

Bu nedenle çağdaş siyaset bilimi giderek çoğulcu bir metodolojiye yönelmektedir. Nicel yöntemler ile nitel yöntemler, veri analizi ile tarihsel yorum, istatistik ile siyasal teori birlikte kullanılmaktadır.

Belki de asıl mesele pozitivizmi tamamen terk etmek veya bütünüyle savunmak değildir.

Asıl mesele, insan toplumlarının ne yalnızca sayılardan ne de yalnızca anlatılardan oluştuğunu kabul etmektir.

Siyaset bilimi, hem ölçümün hem anlamın; hem verinin hem yorumun; hem düzenin hem değişimin bilimidir.

Bu nedenle pozitivizmin en önemli eleştirisi, yanlış olması değil; insanı bazen gereğinden fazla sadeleştirmesidir. İnsan ise çoğu zaman teorilerin öngördüğünden daha karmaşık, daha yaratıcı ve daha öngörülemez bir varlıktır.



Adem Bilgin



Okunma Sayısı: 416

216.73.216.199

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Whatsapp  Destek
Whatsapp Destek