Makale


Siyaset Biliminde Pozitivist Olmayanlar Kemalist Olamaz

Türkiye'de siyasal kavramlar çoğu zaman tarihsel bağlamlarından koparılarak kullanılmaktadır. Bu durum özellikle Kemalizm tartışmalarında belirginleşmektedir. Günümüzde kendisini Kemalist olarak tanımlayan birçok kişi aynı zamanda postmodernist, relativist, romantik milliyetçi, mistik veya kültürelci düşünce çizgilerine de yakın durabilmektedir. Ancak siyaset bilimi açısından bakıldığında burada önemli bir teorik sorun bulunmaktadır:

Kemalizm tarihsel kökenleri itibarıyla büyük ölçüde pozitivist bir siyasal projedir.

Bu nedenle siyaset biliminde pozitivizmi bütünüyle reddeden bir düşünce pozisyonunun aynı anda tam anlamıyla Kemalist olduğunu iddia etmesi ciddi bir kuramsal gerilim üretmektedir.

Öncelikle pozitivizmin ne olduğuna bakmak gerekir.

Pozitivizm, toplumsal ve doğal olayların gözlem, deney, akıl ve bilimsel yöntem yoluyla açıklanabileceğini savunan bir düşünce geleneğidir. 19. yüzyılda özellikle Auguste Comte tarafından sistematikleştirilen bu yaklaşım, modernleşme teorilerinin ve birçok ulus-devlet projesinin entelektüel temelini oluşturmuştur.

Osmanlı'nın son döneminde yetişen aydın kuşağı da büyük ölçüde bu düşünsel iklimin etkisi altında şekillenmiştir.

Askerî okullar, mühendislik mektepleri, tıp okulları ve bürokratik eğitim kurumları dönemin Avrupa bilim anlayışını doğrudan takip etmekteydi. İttihatçı kadroların önemli bir bölümü gibi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet'in kurucu elitleri de bilimsel ilerleme, akılcılık ve rasyonel planlama fikrini siyasal dönüşümün temel aracı olarak görmüşlerdir.

Nitekim Cumhuriyet'in ilk dönem reformlarına bakıldığında pozitivist yaklaşımın izleri açık biçimde görülebilir.

Harf Devrimi, eğitim reformları, hukuk sisteminin sekülerleştirilmesi, bilimsel eğitimin teşvik edilmesi, tarih ve dil çalışmalarının kurumsallaştırılması, sanayileşme planları ve devletçilik politikaları toplumun bilimsel yöntemler temelinde yeniden örgütlenebileceği varsayımına dayanmaktaydı.

Bu nedenle Kemalizm yalnızca bir milliyetçilik teorisi değildir.

Aynı zamanda toplumsal ilerlemenin bilimsel bilgi aracılığıyla gerçekleştirilebileceğine ilişkin bir modernleşme teorisidir.

Tam da bu noktada siyaset biliminin çağdaş tartışmaları devreye girmektedir. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren pozitivizm ciddi eleştirilerle karşılaşmıştır. Hermenötik gelenek, eleştirel teori, post-yapısalcılık ve postmodernizm gibi yaklaşımlar toplumsal gerçekliğin doğa bilimlerindeki gibi açıklanamayacağını ileri sürmüştür. Bu görüşlere göre toplum yalnızca ölçülebilir verilerden oluşmaz; anlamlar, kültürel kodlar, söylemler ve tarihsel bağlamlar da siyasal davranışları belirler.

Bu eleştirilerin önemli katkıları olmuştur.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Eğer bir kişi toplumsal gerçekliğin bilimsel yöntemle incelenebileceği fikrini tamamen reddediyorsa, rasyonel planlamaya karşı çıkıyorsa ve hakikatin yalnızca öznel yorumlardan oluştuğunu savunuyorsa; bu pozisyonun Kemalizmin kurucu epistemolojisiyle uyumu oldukça sınırlı hâle gelir.

Çünkü Kemalist modernleşme projesinin merkezinde "bilim" bulunmaktadır.

Atatürk'ün sıkça atıf yapılan "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" sözü yalnızca eğitime ilişkin bir ifade değildir. Aynı zamanda siyasal ve toplumsal düzenin hangi bilgi kaynaklarına dayanması gerektiğine ilişkin epistemolojik bir tercihtir.

Bu tercih özünde pozitivisttir.

Elbette bu durum Kemalizmin 19. yüzyıl pozitivizminin bütün varsayımlarını eksiksiz kabul ettiği anlamına gelmez. Hiçbir düşünce sistemi tarihsel süreç içerisinde değişmeden kalmaz. Günümüzde veri bilimi, sistem teorisi, karmaşıklık teorisi ve davranış bilimleri klasik pozitivizmin öngöremediği birçok yeni perspektif sunmaktadır.

Ancak bu gelişmeler pozitivizmin temel varsayımını ortadan kaldırmamaktadır:

Toplumsal olgular akıl yürütme, gözlem ve sistematik analiz yoluyla incelenebilir.

Kemalizmin siyasal özü de büyük ölçüde bu varsayıma dayanmaktadır.

Bu nedenle günümüzde Kemalizm üzerine yapılan tartışmalarda kavramsal netlik önemlidir. Kemalizmi yalnızca kültürel bir aidiyet, tarihsel bir nostalji veya sembolik bir kimlik olarak görmek mümkündür. Ancak onu siyasal düşünce olarak ele alıyorsak, kurucu felsefesindeki bilimcilik, rasyonalizm ve ilerlemecilik unsurlarını da dikkate almak gerekir.

Sonuç olarak, "pozitivist olmayanlar Kemalist olamaz" ifadesi provokatif görünse de siyaset bilimi açısından belirli bir mantıksal zemine sahiptir. Çünkü Kemalizmin kurucu paradigması büyük ölçüde pozitivist modernleşme anlayışı üzerine inşa edilmiştir.

Daha doğru ifade belki de şudur:

Bilimsel akılcılığı, rasyonel planlamayı ve toplumsal ilerlemenin bilgi temelli olarak gerçekleştirilebileceği fikrini reddeden bir siyasal yaklaşımın, Kemalizmin tarihsel ve kuramsal çekirdeğiyle tam anlamıyla uyumlu olması oldukça güçtür.

Peki toplum sadece pozitivist ve fen dayanaklarına mı dayanmaktadır?



Adem Bilgin



Okunma Sayısı: 55

216.73.216.199

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Whatsapp  Destek
Whatsapp Destek