Siyaset bilimi literatüründe oy verme davranışı uzun yıllar boyunca sınıf, gelir düzeyi, eğitim, ideoloji, din ve etnik kimlik gibi değişkenler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak son yıllarda siyasal davranış araştırmalarında yeni bir ilgi alanı ortaya çıkmıştır: İnsanların yaşadığı fiziksel çevrenin ve kültürel peyzajın siyasal tercihleri nasıl etkilediği.
Bu yaklaşımın temel varsayımı şudur: İnsanlar yalnızca ekonomik veya ideolojik varlıklar değildir. Aynı zamanda belirli mekânlarda yaşayan, belirli çevresel koşullarla etkileşim kuran ve bu etkileşimlerden kültürel anlamlar üreten biyokültürel aktörlerdir. Dolayısıyla oy verme davranışını anlamak için yalnızca bireyin ne düşündüğüne değil, nerede yaşadığına ve yaşadığı çevreyi nasıl algıladığına da bakmak gerekir.
Geleneksel siyaset bilimi çoğu zaman peyzajı pasif bir arka plan olarak değerlendirmiştir. Oysa kültürel coğrafya ve çevresel psikoloji çalışmaları, insanların yaşadığı mekânların kimlik oluşumunda önemli rol oynadığını göstermektedir (Tuan, 1977).
Dağlık bölgelerde yaşayan toplumlarla geniş ovalarda yaşayan toplumlar arasında yalnızca ekonomik faaliyetler değil, sosyal örgütlenme biçimleri de farklılaşabilmektedir. Benzer şekilde kıyı bölgelerinde yaşayan bireylerle iç kesimlerde yaşayan bireylerin dünyayı algılama biçimleri arasında belirli farklılıklar gözlenebilmektedir.
Bu durum siyasal tercihleri de etkileyebilmektedir.
Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan çalışmalar, kırsal peyzajlarda yaşayan bireylerin daha yerelci ve muhafazakâr değerlere yönelme eğiliminde olduklarını, yoğun kentleşmiş bölgelerde yaşayan bireylerin ise daha kozmopolit siyasal tercihler gösterebildiğini ortaya koymuştur (Florida, 2002).
Benzer eğilimler Avrupa'da da gözlenmektedir.
Peyzajın siyasal davranış üzerindeki etkisini açıklayan yaklaşımlardan biri de Kültürel Biliş Teorisi'dir (Cultural Cognition Theory).
Bu teoriye göre insanlar dünyayı yalnızca nesnel veriler üzerinden değerlendirmezler. Bilgileri, içinde bulundukları kültürel toplulukların değer sistemleri aracılığıyla yorumlarlar (Kahan et al., 2011).
Başka bir ifadeyle insanlar önce aidiyet geliştirir, sonra gerçekliği yorumlar.
Bu durum çevre politikalarında açık biçimde görülebilmektedir. Aynı iklim değişikliği verileri farklı topluluklar tarafından farklı biçimlerde algılanabilmektedir. Çünkü bireyler bilimsel bilgiyi yalnızca veri olarak değil, kültürel kimlikleriyle uyumlu olup olmadığı açısından da değerlendirmektedir.
Dolayısıyla siyasal tercihler rasyonel hesaplamalar kadar kültürel anlam sistemleri tarafından da şekillendirilmektedir.
Peyzaj yalnızca fiziksel bir mekân değildir; aynı zamanda kolektif hafızanın taşıyıcısıdır.
Bir nehir, bir ova, bir orman veya bir dağ silsilesi belirli topluluklar için tarihsel anlamlar taşıyabilir. Bu durum zamanla siyasal kimliğin parçası hâline gelebilir.
Fransız tarihçi ve düşünür Pierre Nora tarafından geliştirilen "hafıza mekânları" (lieux de mémoire) yaklaşımı, fiziksel mekânların toplumsal hafızanın korunmasındaki rolüne dikkat çekmektedir (Nora, 1989).
Benzer şekilde peyzaj da belirli siyasal anlatıların üretildiği ve yeniden üretildiği bir alan hâline gelebilmektedir.
Karadeniz yaylaları, Orta Anadolu bozkırları, Ege kıyıları veya Doğu Anadolu dağları yalnızca coğrafi bölgeler değil; aynı zamanda farklı kültürel tahayyüllerin oluştuğu yaşam alanlarıdır.
Türkiye, biyocoğrafik ve kültürel çeşitlilik açısından son derece heterojen bir ülkedir.
Karadeniz'in nemli orman ekosistemlerinden İç Anadolu'nun yarı kurak bozkırlarına, Akdeniz'in kıyısal peyzajlarından Doğu Anadolu'nun yüksek dağ sistemlerine kadar çok farklı çevresel koşullar bulunmaktadır.
Bu çeşitlilik yalnızca ekonomik faaliyetleri değil, kültürel bilişi de etkilemektedir.
Bir balıkçı topluluğunun çevre algısı ile bir yayla köyünde yaşayan topluluğun çevre algısı aynı değildir. Benzer şekilde büyükşehirlerde yaşayan bireylerle kırsal alanlarda yaşayan bireylerin mekânsal deneyimleri de farklılaşmaktadır.
Bu durum siyasal davranışlara da yansıyabilmektedir.
Elbette oy verme davranışı yalnızca peyzajla açıklanamaz. Ekonomik koşullar, eğitim düzeyi, medya etkisi, parti örgütlenmesi ve liderlik faktörleri hâlâ belirleyici öneme sahiptir. Ancak peyzajın kültürel biliş üzerindeki etkisi dikkate alınmadan yapılan analizler de eksik kalmaktadır.
Son yıllarda çevresel psikoloji, davranışsal siyaset bilimi, kültürel coğrafya ve nörobilim alanlarındaki gelişmeler, siyasal davranışın daha karmaşık bir şekilde ele alınmasına yol açmıştır.
İnsan yalnızca ekonomik çıkarlarını maksimize etmeye çalışan rasyonel bir aktör değildir.
İnsan aynı zamanda belirli mekânlarda yaşayan, çevresinden anlam üreten ve bu anlamlar üzerinden siyasal tercihler geliştiren biyokültürel bir varlıktır.
Bu nedenle geleceğin siyaset bilimi, seçim sonuçlarını yalnızca anketler ve ekonomik göstergeler üzerinden değil; kültürel peyzajlar, mekânsal deneyimler ve çevresel algılar üzerinden de incelemek zorunda kalacaktır.
Oy verme davranışı sandık başında verilen anlık bir karar değildir. Bu karar, bireyin yaşam deneyimleri, kültürel aidiyetleri, sosyal ilişkileri ve yaşadığı peyzaj ile kurduğu uzun süreli etkileşimin sonucunda şekillenir.
Dolayısıyla siyasal tercihleri anlamak isteyen araştırmacılar için şu soru giderek daha önemli hâle gelmektedir:
İnsanlar nasıl düşündükleri kadar, nerede düşündükleri nedeniyle de mi oy vermektedir?
Kültürel biliş ve peyzaj çalışmaları, bu soruya giderek daha güçlü biçimde "evet" cevabı vermektedir.
Adem Bilgin