Sentetik biyoloji son yıllarda biyoteknolojinin en hızlı gelişen alanlarından biri hâline gelmiştir. Gen düzenleme teknolojileri, sentetik genomlar, yapay biyolojik sistemler ve gen sürücüsü (gene drive) mekanizmaları, canlı organizmalar üzerinde daha önce mümkün olmayan düzeyde müdahaleleri mümkün kılmaktadır. Bu teknolojiler sağlık, tarım, enerji ve çevre yönetimi alanlarında önemli fırsatlar sunarken, biyolojik çeşitlilik üzerinde oluşturabilecekleri etkiler nedeniyle yeni hukuki ve etik tartışmaları da beraberinde getirmektedir (CBD Secretariat, 2024).
Bu nedenle sentetik biyoloji, son on yıldır Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin (Convention on Biological Diversity-CBD) gündeminde yer alan en önemli konulardan biri hâline gelmiştir. Özellikle biyolojik çeşitliliğin korunması ile teknolojik yeniliklerin teşvik edilmesi arasındaki denge arayışı, taraf devletler arasında yoğun müzakerelere konu olmaktadır (IISD, 2024).
CBD'nin 1992 yılında kabul edilen üç temel amacı bulunmaktadır:
Sentetik biyoloji bu üç amacın tamamını doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahiptir.
Örneğin sentetik biyoloji sayesinde hastalık taşıyan sivrisinek popülasyonlarının değiştirilmesi, biyoyakıt üreten mikroorganizmaların tasarlanması veya nesli tehlike altındaki türlerin genetik olarak desteklenmesi mümkün olabilmektedir. Bununla birlikte aynı teknolojiler ekosistemlerde geri döndürülemez değişiklikler oluşturabilecek riskler de taşımaktadır (National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine [NASEM], 2016). Bu nedenle CBD Taraflar Konferansları (COP) kapsamında sentetik biyoloji uzun süredir "yeni ve ortaya çıkan konu" olarak değerlendirilmektedir (CBD Secretariat, 2024).
CBD'nin sentetik biyolojiye yaklaşımı teknoloji karşıtlığı üzerine kurulmamıştır. Bunun yerine sözleşme, ihtiyatlılık ilkesi ve bilim temelli risk değerlendirmesi ilkelerini ön plana çıkarmaktadır. Rio Bildirgesi'nin 15. İlkesinden kaynaklanan ihtiyatlılık yaklaşımına göre, ciddi veya geri döndürülemez çevresel zarar riski bulunan durumlarda tam bilimsel kesinlik beklenmeden koruyucu önlemler alınabilir (United Nations, 1992).
CBD COP 14 kararlarında ve daha sonraki müzakerelerde özellikle gen sürücüsü teknolojilerinin çevresel etkileri konusunda bilimsel belirsizliklerin devam ettiği vurgulanmış ve taraf devletlere çevreye salım konusunda ihtiyatlı davranmaları tavsiye edilmiştir (CBD Secretariat, 2018). Bu yaklaşımın temelinde şu düşünce yer almaktadır: Sentetik biyoloji önemli faydalar sağlayabilir; ancak ekolojik sistemlerin karmaşıklığı nedeniyle uzun vadeli etkiler her zaman öngörülemeyebilir.
Sentetik biyolojinin uluslararası hukuk boyutunda en önemli araçlardan biri Cartagena Biyogüvenlik Protokolü'dür. 2000 yılında kabul edilen Cartagena Protokolü, modern biyoteknoloji sonucu geliştirilen canlı değiştirilmiş organizmaların (Living Modified Organisms-LMO) güvenli transferini, kullanımını ve çevreye salımını düzenlemektedir (CBD, 2000).
Her ne kadar protokol CRISPR ve sentetik biyoloji teknolojilerinden önce hazırlanmış olsa da günümüzde birçok sentetik biyoloji uygulaması Cartagena Protokolü kapsamındaki risk değerlendirme hükümleriyle ilişkilendirilmektedir (Keiper, 2025). Bu nedenle Cartagena Protokolü günümüzde sentetik biyoloji yönetişiminin temel uluslararası hukuki araçlarından biri olarak değerlendirilmektedir.
CBD müzakerelerinde en yoğun tartışılan konulardan biri gen sürücüsü teknolojileridir. Gen sürücüleri belirli genetik özelliklerin doğal kalıtım oranlarının ötesinde popülasyon içerisinde yayılmasını sağlayan sistemlerdir. Bu teknoloji sayesinde teorik olarak belirli sivrisinek popülasyonları baskılanabilir veya türlerin genetik özellikleri değiştirilebilir (Esvelt et al., 2014).
Örneğin sıtma taşıyan sivrisineklerin değiştirilmesi yoluyla yüz binlerce insanın hayatı kurtarılabilir. Ancak aynı zamanda bu teknolojinin ekosistemlerde nasıl sonuçlar doğuracağı konusunda önemli belirsizlikler bulunmaktadır (NASEM, 2016).
CBD bünyesinde hazırlanan uzman raporları şu sorulara dikkat çekmektedir:
Bu nedenle CBD kararları gen sürücüsü teknolojilerinde kapsamlı çevresel risk değerlendirmesi yapılmasını önermektedir (CBD Secretariat, 2024).
Sentetik biyoloji alanında son yılların en önemli hukuki tartışmalarından biri Dijital Dizi Bilgisi (Digital Sequence Information-DSI) konusudur. Geçmişte genetik kaynakların kullanımı genellikle fiziksel örneklerin transferi yoluyla gerçekleşmekteydi. Günümüzde ise bir organizmanın genom dizisi dijital ortamda paylaşılabilmekte ve başka bir ülkede sentezlenebilmektedir.
Bu durum önemli bir hukuki soruyu gündeme getirmiştir:
Bir genetik kaynağın yalnızca dijital dizisi kullanıldığında, Nagoya Protokolü kapsamındaki erişim ve fayda paylaşımı yükümlülükleri devam eder mi?
Özellikle gelişmekte olan ülkeler, dijital dizilerin mevcut fayda paylaşımı mekanizmalarını etkisiz hâle getirebileceğini savunmaktadır (IISD, 2024). Bu nedenle DSI konusu son COP toplantılarında biyolojik çeşitlilik yönetişiminin en önemli gündem maddelerinden biri olmuştur.
CBD kapsamında yürütülen tartışmalar göstermektedir ki sentetik biyoloji ne tamamen yasaklanması gereken bir risk ne de koşulsuz teşvik edilmesi gereken bir teknolojidir. Mevcut yaklaşım; yenilikçiliğin desteklenmesi, ancak biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerin bilimsel risk değerlendirmeleri ve ihtiyatlılık ilkesi çerçevesinde yönetilmesi yönündedir.
Önümüzdeki yıllarda sentetik biyoloji teknolojileri geliştikçe, CBD ve bağlı protokollerin küresel biyoteknoloji yönetişimindeki rolü daha da artacaktır. Çünkü mesele artık yalnızca biyolojik çeşitliliğin korunması değil, insanlığın biyolojik geleceğinin nasıl yönetileceği sorusudur.
CBD. (1992). Convention on Biological Diversity. Secretariat of the Convention on Biological Diversity.
CBD. (2000). Cartagena Protocol on Biosafety to the Convention on Biological Diversity. Secretariat of the Convention on Biological Diversity.
CBD Secretariat. (2018). Decision 14/19. Synthetic Biology. Fourteenth Meeting of the Conference of the Parties to the Convention on Biological Diversity.
CBD Secretariat. (2024). Synthetic Biology Programme of Work and Reports of the Ad Hoc Technical Expert Group on Synthetic Biology. Montreal: Secretariat of the Convention on Biological Diversity.
Esvelt, K. M., Smidler, A. L., Catteruccia, F., & Church, G. M. (2014). Concerning RNA-guided gene drives for the alteration of wild populations. eLife, 3, e03401.
IISD. (2024). Earth Negotiations Bulletin: Summary of the Sixteenth Meeting of the Conference of the Parties to the Convention on Biological Diversity. International Institute for Sustainable Development.
Keiper, F. (2025). International synthetic biology policy developments and implementation under the Convention on Biological Diversity. Frontiers in Synthetic Biology, 3, 1585337.
National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine. (2016). Gene Drives on the Horizon: Advancing Science, Navigating Uncertainty, and Aligning Research with Public Values. National Academies Press.
United Nations. (1992). Rio Declaration on Environment and Development. United Nations Conference on Environment and Development.