Makale


İktisat Felsefesinin ve Eğitiminin Doğa Korumacılık Açısından Dört Ontolojik Kör Noktası

Giriş: Çevre Krizi mi, İktisat Krizi mi?

İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, sulak alanların yok oluşu ve doğal kaynakların aşırı kullanımı genellikle çevre politikalarının başarısızlığı olarak değerlendirilmektedir. Bu teşhis kısmen doğrudur. Ancak daha derine inildiğinde farklı bir soru ortaya çıkmaktadır:

Çevre krizinin kaynağı gerçekten çevre politikalarının yetersizliği midir? Yoksa sorun, çevre politikalarını şekillendiren iktisadi düşünce biçiminde mi yatmaktadır? Bu soru önemlidir. Çünkü modern dünyada çevreyle ilgili kararların önemli bir bölümü ekonomik analizler temelinde alınmaktadır. Bir barajın yapılması, bir maden sahasının açılması, bir sulak alanın kurutulması veya bir otoyolun inşa edilmesi çoğu zaman ekonomik fizibilite raporlarıyla meşrulaştırılmaktadır.

Dolayısıyla çevre krizini anlamak için yalnızca çevre hukukunu değil, iktisat felsefesini de incelemek gerekmektedir. Ekolojik ekonomi literatürü tam da bu noktada dikkat çekici bir iddia ortaya koymaktadır:

Sorun yalnızca yanlış ekonomik kararlar değildir. Sorun, ekonominin doğayı kavramsallaştırma biçimidir (Daly & Farley, 2011).

Bu açıdan bakıldığında modern iktisat eğitimi doğa korumacılık açısından dört temel ontolojik kör nokta içermektedir.

Birinci Kör Nokta: Çevresel Etki Üretim Fonksiyonunun İçinde Değildir

Modern iktisat eğitiminin en temel kavramlarından biri üretim fonksiyonudur.

Üretim genellikle sermaye, emek ve teknoloji arasındaki ilişki olarak modellenmektedir.

Bu modelde:

Dikkat çekici olan nokta şudur: Habitat kaybı yoktur. Karbon emisyonu yoktur. Su tüketimi yoktur. Tür kaybı yoktur. Ekolojik bozulma yoktur. Oysa gerçek dünyada hiçbir üretim süreci çevresel etkiden bağımsız değildir.

Her üretim faaliyeti aynı zamanda enerji dönüşümü, madde tüketimi ve atık üretimi anlamına gelmektedir (Georgescu-Roegen, 1971). Buna rağmen iktisat eğitimi çevresel etkileri üretimin kurucu unsuru olarak değil, sonradan ortaya çıkan yan etkiler olarak ele almaktadır.

Bu durum öğrencilerin daha ilk dersten itibaren doğayı ekonomik sistemin dışında düşünmelerine yol açmaktadır.

İkinci Kör Nokta: Kâr Maksimizasyonu Doğal Bir Yasa Gibi Öğretilmektedir

Modern mikroiktisat teorisinde firmanın amacı son derece açıktır:

Yani firma kârını maksimize etmeye çalışır. Bu varsayım o kadar yaygınlaşmıştır ki çoğu zaman fizik yasaları kadar doğal bir gerçeklik gibi sunulmaktadır. Ancak burada önemli bir felsefi sorun bulunmaktadır. Kâr maksimizasyonu doğanın bir yasası değildir. Tarihsel olarak belirli bir kurumsal sistemin tercihidir.

Bir işletme teorik olarak:

maksimize etmeyi de amaçlayabilir.

Ancak iktisat eğitimi çoğu zaman öğrencileri tek bir amaç fonksiyonuna maruz bırakmaktadır. Bu durum ekonomik aktörlerin çevresel değerleri ikincil değişkenler hatta dışsallıklar olarak görmesine yol açmaktadır (Raworth, 2022).

Üçüncü Kör Nokta: Verimlilik Kavramının Ekolojik Körlüğü

Modern ekonomi verimlilik kavramına büyük önem vermektedir. Bir üretim süreci:

verimli kabul edilmektedir.

Ancak burada önemli bir eksiklik bulunmaktadır. Bir üretim sistemi aynı zamanda:

Buna rağmen bu etkiler çoğu zaman verimlilik hesaplarının dışında kalmaktadır. Bu nedenle günümüzde kullanılan birçok verimlilik göstergesi gerçekte yalnızca ekonomik verimliliği ölçmektedir. Ekolojik verimlilik ise çoğu zaman analizlerin dışında bırakılmaktadır (UNEP, 2023). Bu durum çevresel maliyetlerin görünmezleşmesine neden olmaktadır.

Dördüncü Kör Nokta: Doğa Hâlâ Dışsallık Olarak Görülmektedir

Belki de en temel ontolojik problem budur. Geleneksel iktisat çevresel etkileri "externality" yani dışsallık olarak tanımlamaktadır. Bu kavramın kendisi bile belirli bir dünya görüşünü yansıtmaktadır.

Dışsallık ne demektir?

Sistemin dışında kalan etki.

Fakat burada şu soru sorulmalıdır:

Gerçekten sistemin dışında olan nedir?

Ekolojik açıdan bakıldığında ekonomi doğanın içinde çalışmaktadır.

Doğa ekonominin içinde çalışmamaktadır.

Bir sulak alanın kaybı ekonomik sistemin dışında gerçekleşen bir olay değildir.

Bir nehrin kirlenmesi ekonomik sistemin dışında değildir.

Bir türün yok olması ekonomik sistemin dışında değildir.

Tam tersine bunların tamamı ekonomik faaliyetlerin doğrudan sonuçlarıdır.

Bu nedenle ekolojik ekonomi literatürü uzun süredir dışsallık kavramının yetersiz olduğunu savunmaktadır (Costanza et al., 2022).

Aslında dışsallık kavramı çevreyi görünmez kılan epistemolojik bir araç hâline gelmiştir.

Sonuç: Sorun Kapitalizmden Daha Derinde Olabilir

Çevre krizinin sorumluluğunu yalnızca kapitalizme yüklemek kolaydır. Ancak mesele bundan daha derindir. Çünkü burada eleştirilen şey yalnızca belirli bir ekonomik sistem değildir. Eleştirilen şey, doğanın ekonomik düşüncede konumlandırılma biçimidir.

Üretim fonksiyonlarında görünmeyen doğa.

Kâr maksimizasyonunun gölgesinde kalan doğa.

Verimlilik hesaplarının dışında bırakılan doğa.

Dışsallık olarak tanımlanan doğa.

Bu nedenle çevre krizinin çözümü yalnızca yeni çevre mevzuatlarında veya yeni teknolojilerde aranamaz. Belki de daha temel bir dönüşüme ihtiyaç vardır. İktisat eğitiminin ontolojik temellerinin yeniden düşünülmesine. Çünkü insanlık bugün yalnızca ekolojik bir krizle değil, aynı zamanda doğayı anlamlandırma biçiminin krizini yaşamaktadır. Ve belki de ekolojik ekonominin en büyük katkısı tam olarak burada yatmaktadır: Doğayı ekonomiye eklemeye çalışmak yerine, ekonomiyi yeniden doğanın içine yerleştirmek.



Adem Bilgin



Okunma Sayısı: 156

216.73.216.45

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Whatsapp  Destek
Whatsapp Destek