Uluslararası çevre hukukunun en yerleşik kavramlarından biri "korunan alan"dır (protected area).
International Union for Conservation of Nature ve Convention on Biological Diversity başta olmak üzere çok sayıda uluslararası belge, biyolojik çeşitliliğin korunmasını "korunan alanlar" kavramı üzerinden tanımlamaktadır.
Bu kavram yaklaşık yarım yüzyıldır küresel doğa koruma politikalarının temelini oluşturmaktadır.
Ancak günümüzde ekoloji, uzaktan algılama, üç boyutlu coğrafi bilgi sistemleri, deniz bilimleri ve ekosistem modelleme alanlarında yaşanan gelişmeler önemli bir soruyu gündeme getirmektedir:
Gerçekten korunan şey bir "alan" mıdır?
Yoksa korunan şey, üç boyutlu bir ekolojik hacim midir?
"Alan" matematiksel olarak iki boyutlu bir kavramdır.
Bir yüzeyi ifade eder.
Oysa doğadaki süreçlerin neredeyse tamamı üç boyutludur.
Bir orman yalnızca yatay yayılışıyla var olmaz.
Kök sistemi toprağın metrelerce altına uzanır.
Ağaç gövdeleri ve taç örtüsü onlarca metre yukarı yükselir.
Mikroorganizmalar, mantarlar, omurgasızlar ve toprak faunası farklı derinliklerde yaşar.
Benzer şekilde bir sulak alan yalnızca su yüzeyinden ibaret değildir.
Yeraltı suyu bağlantıları, sediment tabakaları, oksijen gradyanları ve besin elementlerinin hareketi dikey eksende gerçekleşir.
Denizel ekosistemlerde ise durum daha da açıktır.
Bir mercan resifi, deniz çayırı veya açık deniz ekosistemi yalnızca harita üzerindeki yüzey alanıyla tanımlanamaz.
Su kolonunun tamamı ekolojik süreçlerin parçasıdır.
Ekosistemler enerji ve madde akışlarıyla çalışır.
Karbon döngüsü,
azot döngüsü,
fosfor döngüsü,
su döngüsü,
oksijen değişimi,
tohum taşınımı,
polen hareketi,
hayvan göçleri,
yeraltı suyu akımları,
atmosfer–bitki etkileşimleri
iki boyutlu değildir.
Bunların tamamı üç boyutlu uzayda gerçekleşen dinamik süreçlerdir.
Dolayısıyla koruma yönetiminin konusu yalnızca bir yüzey değil; ekolojik işlevlerin gerçekleştiği hacimdir.
Koruma planlamasında çoğu zaman haritalar iki boyutlu gösterimler olarak kullanılmaktadır.
Ancak yönetilen sistem gerçekte üç boyutludur.
Bir milli park yönetim planı hazırlanırken;
mağaralar,
yeraltı suları,
toprak profilleri,
orman taç yüksekliği,
kuşların uçuş koridorları,
yarasaların yaşam boşlukları,
denizlerde su kolonu,
bentik habitatlar
aynı anda dikkate alınmaktadır.
Başka bir ifadeyle;
Harita iki boyutludur.
Yönetim ise üç boyutludur.
Bu nedenle yönetim nesnesi alan değil, hacimdir.
Geçmişte "korunan alan" kavramı büyük ölçüde kâğıt haritalar üzerinden gelişmiştir.
Bugün ise;
LiDAR,
üç boyutlu CBS,
dijital ikiz teknolojileri,
uzaktan algılama,
batimetrik modelleme,
hidrojeolojik modeller
sayesinde ekosistemleri hacim olarak modelleyebiliyoruz.
Teknolojinin değişmesiyle birlikte hukuki kavramların da gözden geçirilmesi doğaldır.
Belki de "korunan alan" kavramı 20. yüzyılın kartografik anlayışını yansıtırken, 21. yüzyılın koruma yaklaşımı "korunan hacim" kavramına ihtiyaç duymaktadır.
Denizel mekânsal planlama uygulamaları, ekosistem yönetiminin yalnızca yüzey koordinatlarından ibaret olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Yüzeyde gemi trafiği bulunabilir.
Orta su kolonunda balık sürüleri yaşayabilir.
Dipte mercanlar veya sünger toplulukları bulunabilir.
Aynı koordinatlarda farklı derinliklerde tamamen farklı yönetim kararları uygulanabilir.
Dolayısıyla yönetim nesnesi geometrik alan değil, ekolojik hacimdir.
Bu nedenle uluslararası doğa koruma hukukunda yeni bir kavramsal tartışmanın zamanı gelmiştir.
Belki de gelecekte koruma hukukunun temel kavramı şu olmalıdır:
Protected Volume (Korunan Hacim).
Korunan hacim;
"Ekolojik süreçlerin gerçekleştiği, yatay ve dikey sınırları tanımlanabilen; biyolojik çeşitlilik, ekosistem işlevleri ve doğal süreçlerin korunması amacıyla hukuki statü altına alınmış üç boyutlu doğal mekân" olarak tanımlanabilir.
Bu yaklaşım yalnızca kara ekosistemleri için değil;
denizel alanlar,
sulak alanlar,
mağara sistemleri,
yeraltı suyu rezervuarları,
hava sahasında kritik göç koridorları
için de daha kapsayıcı bir çerçeve sunmaktadır.
Doğa iki boyutlu değildir.
Ekolojik süreçler iki boyutlu değildir.
Madde döngüleri iki boyutlu değildir.
Koruma yönetimi de iki boyutlu değildir.
Öyleyse neden hukukun temel kavramı hâlâ "korunan alan" olsun?
Belki de 21. yüzyılın doğa koruma hukuku, kartografyanın yüzey merkezli dilinden ekolojinin üç boyutlu gerçekliğine geçmelidir.
Çünkü gerçekte koruduğumuz şey yalnızca harita üzerindeki bir alan değildir.
Koruduğumuz; toprağın altından atmosferin üst katmanlarına, deniz tabanından su kolonuna kadar uzanan, yaşamın bütün ekolojik ilişkilerini içinde barındıran üç boyutlu bir doğal hacimdir.
Belki de geleceğin koruma hukuku, "alan" yerine "hacim" kavramını benimsediğinde, ekolojinin fiziksel gerçekliğine de bir adım daha yaklaşmış olacaktır.
Adem Bilgin